Paylaşmak Güzeldir

Mitsubishi L200 test yazısı yazmanın artık vakti geldi de geçiyor bile. Tam bir yıldır kullandığım L200 ile 30.000km den fazla yol katettim. Edirne’den Kars’a, Samsun’dan Antalya’ya, Artvin’den Bodrum’a neredeyse tüm Türkiyeyi dolaştım. Gittiğim bu yerlerde L200’ü, hem asfaltta hem de ülkemizin bir birinden eşsiz doğal güzelliklerin bulunduğu arazi koşullarında kullandım. Yeri geldi derelerden geçtim, dağlara tırmandım, kumsallarda dolaştım, yeri geldi otobanlarda uzun yolculuklar ve şehir içlerinde dar sokalarda trafik ile boğuştum. Sonuç olarak bir pikabı bir pikaptan çok daha ötede uzun uzun kullandım. Hem de 5 farklı L200’ü. O halde şimdi isterseniz yaşadıklarımı ve izlenimlerimi sizlere aktarayım. Mitsubishi L200 veya bu sınıf bir araç düşünenler için faydalı olacağını düşünüyorum.

Öncelikle Kaybolmadan Keşfet projemde Mitsubishi Türkiye (TEMSA) L200 ile benim sponsorum olmuş olsa da bu yazının hiç bir şekilde Temsa ile ilgisinin olmadığını belirtmeliyim. Bu yazı tamamen siz değerli takipçilerime samimi ve tarafsız olarak kendi tecrübelerimi aktardığım bir yazıdır. Reklam veya firmaya sevimli görünme çabası değildir.

Mitsubishi L200 bir pikap. Başka bir ifadeyle küçük bir kamyonet. Ancak bu karayollarının belirlediği isimlendirme. Gerçekte bence bu araç SUV ile arazi aracı karışımı bir makine… Ben bu araç için kısaca pikaptan çok daha fazlası ifadesini kullanıyorum. Neden mi? Gelin bunu başlıklar altında anlatayım.

Tasarım ve Konfor

Dış Tasarım

Mitsubishi L200 çift kabinli ve arkasında kasası olan bir pikap. Uzunluğu 5m civarında olan bu aracın (tam olarak: 5.285mm) yük taşıma kapasitesi yaklaşık 1 ton. Dingil mesafesi 3m ve genişliği yaklaşık 1.8m. Çok havalı veya çok agresif bir tasarımı yok. Bilakis oturaklı ve iddiasız bir görünümü olsa da hemen kendini belli eden ve rakiplerinden ayrılan çizgileri bulunuyor. Uzaktan görür görmez L200 olduğu anlaşılıyor. Araç otoyol ve köprü geçişlerinde 1. sınıf araç listesinde olduğundan otomobiller ile aynı ücrete tabi oluyor.

Yerden yaklaşık 20cm yüksek olan araç, tasarım anlamında yuvarlak hatlara ve köşeli olmayan çizgilere sahip. Bir önceki kasası daha yuvarlak hatlara sahipken yeni model biraz daha keskin hatlar barındırıyor. Arka kısmın tasarımı ön kısam göre biraz daha köşeli. Arazi aracı denince genel olarak ilk akla gelen şişkin çamurluklar ve köşeli tasarım oluyor olsa da bu tasarımı 5m boyunda bir pikaba uyguladığınızda karşınıza hantal bir araç görüntüsü çıkabilir. Ancak dodik, tampon koruma, tavan rayları vs. gibi ekstra aksesuarlar ile görünümü daha heybetli hale getirmek mümkün.

İç Tasarım

Mitsubishi L200’ün iç kısmı da tıpkı dış kısmı gibi tasarım anlamında abartıdan uzak, sade ancak şık ve çok kullanışlı. Genelde Mitsubishi markasının araçlarının içleri rakiplerine göre her zaman biraz sade olmuştur. L200 modelinde de durum farklı değil. Daha ışıklandırmalı, ayrı bir yol bilgisayarı ekranının olduğu, dijital göstergeli bir kabin elbette daha modern ve havalı bir iç mekan oluştururdu. Ancak dediğim gibi sade ve gerekli olan hemen her şey de bulunduğu için bu kullanışılıkta sağlıyor.

Benim kullandığım araç en üst donanım paketi olan bilizzard donanıma sahip olduğu için; start/stop, deri direksiyon ve vites topuzu, deri koltuklar, koltuk ısıtmaları, 7” dokunmatik multimedya, bluetooth, otomatik kararan dikiz aynası, kol dayama, cruise kontrol, çift bölgeli dijital klima, koyu renk arka camlar ve geri görüş kamerası gibi bir çok özellik konforu en üst seviyeye çıkartıyor.

Çoğunlukla arazide kullanılacak bir araç içerisinde bu kadar elektronik ve teknolojik ögeler aslına bakarsanız fazla bile… Zira bazı markaların arazi aracı iddiasında çıkan modellerinde camlar dahi otomatik olmayabiliyor. Yine de ben uzun yolculuklarda yaşattığı konfor sebebiyle bu konfor donanımlarını sevdiğimi ve yerinde bulduğumu söylemeliyim.

Hatta hız sabitleme (cruise kontrol) özelliğini otoban kullanımında sürekli kullandım. Bu sayede bir araziden diğerine geçerken ve şehir değiştirirken yorulmadan devam etmem mümkün olabildi. 30.000km den fazla yol yaptığım bu projede hız sabitleme, bluetooth ile telefon görüşmesi, usb bağlantılı multimedya sistemi, otomatik vites ve geri görüş kamerası yolculuğun keyfini ve konforunu ciddi anlamda arttıran vazgeçilmez özelliklerdi…

İç tasarım ve donanımlarından biraz fazla bahsettim çünkü bir yıla yayılan bu projede araç içerisinde, yeri geldi uyudum, yeri geldi ısındım, yeri geldi fotoğraf için saatlerce bekledim, plan yaptım, yeri geldi hiç durmadan uzun süreler yolculuk yaptım. O nedenle özellikle araç içerisindeki konfor unsurları ve özelliklerinin hepsini mutlaka kullandım desem yalan söylemiş olmam. Bu kadar uzun yolculuklarda pikap çok yormuştur diyenlere hep söylediğim gibi… Bilakis hiç yormadı.

Hatta Erzurum’da bir arkadaşım ile Kaya Kartalı çekmek için -20 derece soğukta yaklaşık 3 saat bekledikten sonra çenelerimiz titreyerek araca ulaştık. Aracın motorunun ısınmasını ve kaloriferi beklemeden koltuk ısıtmayı açınca ne kadar mutlu olduğumuzu hatırladıkça hala gülümsüyorum. Dişlerimizin tıkırtısı kesilip çenemiz çözülünce epey bir gülmüştük 🙂

İç kısım ile ilgili eleştireceğim tek nokta kapı içi ceplerinin dar olması ve sarsıntılı yollarda yolcu koltuğu boşken bazen kafa dayama kısmından ses gelmesi. Kapı içi saklama kısmında menteşeye yakın kısımda hoparlörün altında 1.5lt su şişesinin girebileceği kadar geniş bir alan özellikle yapılmış ve çok kullanışlı. Termosumu dahi burada rahatlıkla taşıdım. Ancak devamında bu cep çok daralıyor ve 0.5lt su şişesi dahi biraz bastırarak sığıyor. Koltuk başlığı ise metal kısımların temasından dolayı bozuk yolda çok titreme olursa ses yapabiliyor. Ancak tamamen indirilirse bu ses ortadan kalkıyor.

Arka yolcular için yaşam alanı sınıfında lider. En geniş diz mesafesini sunuyor. Arkada oturan yolcular kendisini sıkışmış hissetmediği gibi yumuşak ayarlanan arka koltuklar sayesinde sert süspansiyona rağmen konforlu yolculuk yapabiliyorlar. Arka camların karartılmış olmasıda konforu arttıran unsurlardan.

Motor ve Performans

Mitsubishi L200’ün kaputunun altında 2.4lt hacminde dizel bir motor görev yapıyor. MIVEC isimli Common Rail dizel motor 181 beygir güç ve 430Nm tok üretiyor. Motor titreşimsiz çalışıyor ancak motor sesi bir çok dizel araçta olduğu gibi azda olsa kabine giriyor. Ancak bir pikap olduğu düşünüldüğünde oldukça sessiz diyebilirim. Bazı testlere göre sınıfının en sessizi…

Motor genel olarak güçlü olduğunu hissettiriyor. Yüksek torku sayesinde hızlanması ve gaz tepkileri güzel. Ani hızlanmalarda sizi koltuğa yapıştırmasada yaslamayı başarıyor. Ve bunu yaklaşık 1.800kg boş ağırlığına rağmen yapıyor. Bu güç özellikle rampalarda size çok daha keyifli bir sürüş sağlarken açıkçası biraz da şımartıyor. Çünkü güçlü bir sporcu gibi diğer araçları rampalarda geride bırakmak güzel bir duygu 🙂 Aniden hızlanmak istediğinizde gaza bastıktan sonra yaklaşık 1sn kadar bir gecikme yaşanıyor. Bu gecikme alışınca sorun olamamakla birlikte 1sn ve altında olduğu için de bu güçte bir motor için doğal olsa gerek. Neticede hızlı bir binek otomobil kullanmıyorsunuz…

Vites geçişleri hızlı ve sarsıntısız. Benim kullandığım modelde 5 ileri otomatik vites bulunuyordu. Ancak vites teknolojisi sayesinde aslında sanki 6 ileri gibi çalıştığını söylemeliyim. Test için otoban da 130km/s hızda giderken devir saati 2.500 deviri gösteriyordu. Hatta otomatik vites kullanımında araç 2.500 deviri hep koruyor. Bu sayede yakıt tüketimi azaltılmış oluyor. Ani hızlanma ve güç istediğiniz durumlarda daha yüksek devirlerde motor güçlü ve sorunsuz çalışıyor.

Bilizzard donanımda otomatik vitesi isterseniz manuel olarak da kullanabiliyorsunuz. Hatta direksiyon arkasındaki kulakçıklar sayesinde vitesi manuel olarak anında değiştirmek mümkün. Arazide özellikle karlı ve çamurlu zeminlerde bu kulakçıkların çok işe yaradığını söylemeliyim. Arazi aracı kullananlar genelde manuel vites tercih ederler ancak bu kulakçıklar ve isteğe göre manuel kullanabilme özelliği sayesinde otomatik vites sorun olmuyor. Hatta çamura veya kara batma durumunda deviri düşürmek için 2. viteste kalkış yapmak mümkün. Arazi kısmını daha sonra ayrıntılı anlatacağım için kısa kesiyorum.

Mitsubishi L200 Yakıt Tüketimi

L200 de 75lt yakıt deposu bulunuyor ve bir depo ile kullanım durumunuza göre 800 ile 1.000km arası gitmek mümkün. Firma 2×4 modeli ile uygun koşullarda 1.250km gidilebildiğini söylüyor ama bu çok uygun şartlarda ve en optimum sürüş ve uzun yolda olabilecek bir durum. Doğrudan özellikle dikkat edip hiç ölçüm yapmadım ancak 300tl mazot ile bir çok defa ortalama 850-900km yol gittiğimi söylemeliyim. Tabi ki bu karma tüketim. Hatta her depoda mutlaka araziye de çıktım diyebilirim. Fabrika verileri olarak karma tüketim 100km de 7.5lt olarak veriliyor. Benim tecrübelerim de bunu doğrular mahiyette… Yani Mitsubishi L200 karma tüketim olarak 30-35 kuruş yakıyor…

Sürüş ve Güvenlik

Mitsubishi L200 ile 2017 yılı boyunca proje kapsamında tam olarak 34.400km yol yaptım. Bu nedenle sürüş dinamikleri ve güvenlik için söyleyecek pek çok şey biriktirdim diyebilirim. L200 de tüm diğer pikaplar gibi yerden yüksek ve ağır bir araç. Bu nedenle asıl vazifesi olan arazi kullanımı, yük taşıma ve bozuk yollar için dizayn edilmiş. Bu aracı alırken aşırı hızlı kullanmayı hayal eden yoktur diye düşünüyorum. Ancak L200 uzun yol, şehir içi ve hatta hızlı kullanımda dahi güvenli olacak şekilde tasarlanmış ve üretilmiş diyebilirim.

Bana en çok sorulan sorulardan birisi L200’ün uzun ve yüksek yapısı nedeniyle virajlarda savrulup savrulmadığı oluyordu. Zannediyorum pikap alacak bir çok kişinin de aklına bu soru takılıyordur. Buna şöyle bir örnekle açıklık getireyim. Binek bir otomobilin savrulma sınırına yakın olan hızlarla girdiği ve küçük bir tedirginlikle çıktığı virajlardan L200 de aynı hızlarla girip çıkabiliyor. Hatta asfalttaki bozukluklar nedeniyle lastiklerin yere temasının tam olamaması nedeniyle yaşanan küçük zıplama ve temassızlıklar nedeniyle oluşan kaymaları ASTC sistemi anında toparlıyor ve aracın kaymasına izin vermiyor. Islak çimde dahi ASTC’yi kapatmadan aracın arkasını kaydırmak pek mümkün değil. Yani L200 çok saçma hızlara çıkılmadığı sürece virajlarda savrulmuyor ve gayet stabil. Gerektiğinde denge kontrol sistemi (ASTC) hızlı ve yerinde müdahalelerde bulunuyor.

Pikapların konfor ve sürüş keyfi anlamında en büyük çıkmazı arka süspansiyonların yaprak şeklinde sert ve biraz konforsuz olmalarıdır. L200’de de durum farklı değil. Bu süspansiyon sistemi yük taşınacağı düşünüldüğü için bu şekilde tasarlanmış ve özellikle bozuk yollarda arkadaki yolcular pek konforlu yolculuk yapamıyorlar. Ancak bozuk olmayan asfalt ve otoyol kullanımında hiç bir sorun bulunmuyor. L200’ün arka yolcular için sunduğu yaşam alanı, diz mesafesi ve yükseklik olarak sınıfının en geniş iç alanını sunduğu için bir nebze konforu arttırıyor.

Direksiyon tepkileri hızlı ve net. Deri ve orta büyüklükteki direksiyon simidi yumuşat ve etli yapısı ile kavramayı kolaylaştırıyor. Bir çok kumanda düğmeleri sayesinde gözünüzü yoldan ayırmadan multimedya sistemini kontrol etmek mümkün. Düğmeler yerli yerinde, çok kalabalık değil, alışması ve kullanımı kolay. Ses sistemi pek iddialı olmasa da makul bir kaliteyi sunuyor. Ayarlarında biraz oynamalar ile istenilene yakın bir ses kalitesine ulaşmak mümkün. 6 adet hoparlör ile temiz ve güçlü ses elde ediliyor.

Deri koltuklar orta yumuşaklıkta ve rahat. Uzun yolculuklarda dahi rahatsızlık vermiyor. Yan destekleri zaten araç hızlı kullanılmayacağı için gayet yeterli. Hatta sert arazide sizi koltukta tutmayı da başarıyor. Bi-Xenon farlar gece rahat kullanım sağlıyor. Viraja göre farlar dönse güzel olurdu ancak bu özellik yok. Far yıkama bulunuyor ve gerçekten işe yarıyor. Şerit takip sistemi hem güvenlik hem de sürüş disiplini açısından faydalı bir özellik. Sadece ses ile uyarıyor ve istenildiğinde kapatılabiliyor.

L200 de 7 hava yastığı sunuluyor. Şoför, yolcu, yan, perde ve diz hava yastıkları standart. Arkaya takılacak karavan vs gibi ekstra römork tipleri için treyler savrulma kontrol sistemi bir diğer güvenlik standardı. Ayrıca 5.9m ile en kısa dönüş çapına sahip olan L200 park etmeyi ve dar alanlarda manevra yapmayı kolaylaştırıyor. Geri görüş kamerası da park etmeyi kolaylaştırdığı gibi yaya güvenliğini de artırıyor.

Mitsubishi L200 fren performansı olarak da benim beğenimi kazandı diyebilirim. 1.8 ton ağırlığa rağmen ani frenlemede başarılı ve stabil bir biçimde duruyor. Ancak bu ağırlık şakaya gelir bir ağırlık olmadığı için fren mesafesinin biraz uzun olabileceği asla akıldan çıkartılmamalı. Özellikle yüklü iken kesinlikle hız sınırlarına uyulmalı…

Arazi Performansı

Mitsubishi L200 bir pikaptan çok daha fazlası olsa da onun genlerinde gerçek bir arazi aracı yatıyor. Uzun yolculuklarda SUV konforu ve rahatlığı sunuyor, şehir içinde kullanımı rahat ve boyutları çok problem olmuyor. Ancak L200’ün asıl ait olduğu yer zorlu arazi koşulları. L200 8 farklı donanımda sunuluyor ve bunların 2’si 4×2 versiyon olarak alınabiliyor. Diğer 6 model 4×4 olarak sunuluyor.

L200 de 4 kademeli seçilebilir sürüş modları bulunuyor. 2H, 4H, 4HLc, 4HLLc. Bu modlar sayesinde yol durumuna göre aracın çekiş sistemi ayarlanabiliyor. Asfalt kullanımında yakıt tasarrufu sağlamak adına aracı 2H modda 4×2 olarak iki tekerlekten itişli kullanabiliyorsunuz. L200 gücünü arka tekerlere aktarıyor ve normal kullanımda arkadan itişli olara çalışıyor.

100km/s hıza kadar hareket halinde iken 2H dan 4H, yani 4×4 moda geçiş yapılabiliyor. 4H modu daha ziyade hafif arazi koşullarında ve kar, yağmur gibi tehlikeli yol durumlarında çekişi dengelemek ve aracın yola tutunmasını  arttırmak için tercih ediliyor. Yol durumuna göre her bir tekerleğe verilecek gücü araç otomatik olarak belirliyor. Pek çok arazi koşulunda 4H yeterli oluyor.

Daha zorlu ve riskli durumlarda 4HLc modu orta diferansiyeli kilitleyerek gücün 4 tekere de eşit şekilde dağılması sağlanıyor ve aracın manevra kabiliyeti kısıtlanmıyor. Bu sayede özellikle karlı, kumlu ve bozuk zeminde araç çok daha dengeli ilerliyor. Bu modu Samsun’da tüm sahil şeridi boyunca kullandım ve her defasında kuma batmadan çıkmayı başardım.

4LLc ise, kayalık, çakıllı, çamurlu ve özellikle saplanma riskinin fazla olduğu durumlarda, çok dik iniş ve çıkışlarda ekstra güç sağlaması için tercih edilebilir. Bu modda vites dişli oranları kısaltılarak her defasında maksimum tork elde edilmesi sağlanıyor. Motorun sesinin dahi değiştiği ve tam güç ile çalıştığı bir mod bu. Lastikler araziye uygun olduğu sürece ve şasi zemine oturmamış ise bu modda bir şekilde ilerleyebiliyor veya kaldığınız yerden çıkabiliyorsunuz. Erzurum ve Sarıkamış’ta iki defa kara saplandım ve bu sayede tek başıma kısa sürede kurtulabildim. Aladağlarda bir lastiği feda etmiş olsam da çok dik ve kayalık dağ yolunu tırmanabildim. Mitsubishi L200, 30° yaklaşma, 22° uzaklaşma, 24° rampa ve 45° devrilme açılarıyla yol bittikten sonrada ilerleyebiliyor.

Tam da bu aşamada özellikle markadan bağımsız olarak, pikap ile off road veya ciddi anlamda arazi kullanımı yapacaklara küçük bir tavsiyem olacak. Özellikle dağ yollarında mevsim geçişleri nedeniyle kayaların kırılması sonucu yollarda misket gibi küçük çakıllar oluşuyor ve bu pikapların ilerlemesini zorlaştırıyor. Pikaplar arkadan itişli olduklarından ve arka kısımları daha hafif kaldığından böyle durumlarada küçük taşlar nedeniyle yere yeterince basamayabiliyorlar. Bunu yaşamamak ve her defasında arka lastikleri feda etmemek için arkaya 200-250kg ağırlığında saç plaka ekletilebilir. Böylece kasada ekstra ağırlık sağlanarak arazide aracın yere daha sağlam oturması temin edilmiş olur. Ancak dediğim gibi bu gerçekten çok fazla arazi şartlarında kullanacaklar için geçerli.

Arazi performansını etkileyen en önemli etkenlerden birisi de hiç şüphesiz lastikler. Bu nedenle özellikle araziye çıkılacağı zaman doğru lastiği taktığınızdan emin olun. Standart lastikler ile ekstrem arazi performansı beklemek yanlış olur. Çamurlu veya taşlı bir yolda lastiklerin tırnak derinlikleri ve açıklıkları yeterli olmayacağı için araç olduğu yerde patinaj yapacak ve her defasında daha da yere çakılacaktır. Bu umutsuz çabayı devam ettirdiğinizde aracın şasisi zemine oturabilir. Ve bu durum gerçekleşirse en yakın yerleşim yerinden bir traktör veya çekici bulmaktan başka çareniz kalmaz…

Servis ve Bakım Masrafları

Mitsubishi Türkiye (TEMSA) banim proje sponsorum olduğu için aracın tüm bakımları bizzat Temsa tarafından yapılıyordu. Bu nedenle de bakım masrafları için rakamsal bir şey söylemem mümkün değil. Ancak gerek lastik değişimi gerekse de bazı ihtiyaçlar için servise gittiğimde müşteriler ve servis sorumluları ile görüşmelerim oldu. Müşterilerin genel olarak söyledikleri L200’ün pek sorun çıkartmadığı yönünde oldu. Çok sağlam ve sorunsuz bir araç olduğunu söylediler. Servis süreleri ve memnuniyetleri için bir şey söylemem haliyle pek mümkün değil.

Ustaların söyledikleri ise genel olarak standart bakımları dışında L200’lerin kronik bir sorun ile servise gelmediği yönünde oldu. En çok balata değişimi ve periyodik bakımı için servise geliniyormuş. Doğru söylediklerini varsayıyorum 🙂 Mitsubishi, L200 için 5 yıl veya 100.000km garanti veriyor. Aracın standart periyodik bakımı 20.000km de bir oluyor. Bu da servis maliyetlerini düşürüyor. Lastik değişimi için gittiğim bir Mitsubishi yetkili serviste L200 den daha fazla diğer markaların pikapları vardı…

Seyahatlerim boyunca sürekli pikap kullanan, off road yarışlarına katılan ve görevi gereği çok sık dağlarda çalışan tanıdık ve arkadaşlarımın da kanaatleri L200 ün sağlam ve arıza çıkartmayan bir araç olduğu yönündeydi. Zannediyorum ülkemizde L200’ün bu kadar çok sevilmesinin nedeni sağlamlığına duyulan bu güven. Av turizmi yaptıran bir vatandaş (kendisi de L200 kullanıyor) bana; ”daha önce 10 yıl boyunca başka bir markanın pikabını kullandım ve 3 tane pikap parçaladım. Ancak son 8 yıldır L200 kullanıyorum ve hala taş gibi. Sorun çıkartmıyor” demişti.

Kasa ve Aksesuarlar

Mitsubishi L200, yeni donanım paketi olan Dragon hariç bazı kişilerce oldukça sade olarak değerlendirilebilir. Ancak kasa içi havuzdan tavan raylarına, kasa kabinlerinden yan basamaklarına ve tampon korumara kadar pek çok konfigürasyon seçeneklerine sahip. Hatta biraz ek ücret ile çok başarılı bir kasa yalıtımı ve raf organizasyonu ile kasadan öte, çok geniş bir bagaja sahip olmanız mümkün.

Hatta özel modifikasyonlar ile L200 bir arazi canavarına dönüşebilir.

Sonuç

Tüm bu yazdıklarımı toparlayıp özetlemem gerekirse Mitsubishi L200 bence çok kullanışlı, keyifli ve özellikle arazi performansı ile çok başarılı bir pikap. Ve yazının en başında da söylediğim gibi bir pikaptan çok daha fazlası. Uzun yolculuklarda ve şehir içinde yüksek yapısı ve konforu ile kaliteli bir SUV dan farksız. Arazide ise sağlam gövdesi, kendini yıllardır ispat etmiş çekiş sistemi ve güçlü motoru ile sizi yolda bırakmıyor. Bir çok rakibinde 3 kademeli çekiş sistemi bulunurken L200 de 4 kademeli çekiş sistemi bulunuyor. Bu durum hem yakıt ekonomisi hemde zor durumlarda daha başarılı arazi performansı sunuyor. Ülkemizde genelde arazi aracına ihtiyaç duyan Orman, Milli Parklar, Elektrik Dağıtım gibi kurumlar yıllardır L200’ü tercih ediyor olmaları da hem maliyet açısından hem de sağlamlık açısından önemli bir fikir veriyor.

L200 bakım maliyetleri anlamında en ekonomik pikap diyebilirim. 20.000km de bir bakıma gidiyor ve triger kayışı değişim derdi bulunmuyor. Yürüyen aksamı ve motoru özellikle takdiri hak ediyor. Bazı çekimlerde aracı arazide çok ciddi zorladığım zamanlar oldu. Ancak araziden çıktıktan sonra asfaltta yine hiç bir tıkırtı duymadan sessiz ve konforlu yolculuk yapmaya devam ettim. Sağlamlığı konusunda kefilim desem başım ağrımaz…

Pikapları ülkemizde yük taşıyanlar, inşaat işi yapanlar, kırsalda yaşayanlar, avcılar ve ormancılar tercih ediyordu. Ancak donanım ve konfor seviyelerinin artması ile artık doğaya çıkmayı sevenler, yaban hayat tutkunları, doğa fotoğrafçıları gibi çok daha farklı kesimden kullanıcılarda tercih etmeye başladı. Vergiler nedeniyle arazide kullanılabilecek bir SUV alabilmek için en azından 500 – 600 bin TL gibi rakamları gözden çıkartmak gerekir. Ancak ticari sayıldığı için çift kabinli bir pikabın en üst donanımını 120-180 bin TL dolaylarında alabilmek mümkün. Üstelik de asfalt kullanımınıda SUV konforu ile…

Pikaplar için tek olumsuz taraf belkide hız sınırı ve muayenesinin her yıl yapılma zorunluluğu. Arka kısmında kabin olanların bunu ruhsatta belirtmesi şartı ile hız sınırları arttırılsa harika olur aslında. Çünkü bu araçlar ile 85km hızda gitmek pek mümkün değil…

Ben bu projede L200 gibi kendini ispat etmiş bir model ile birlikte olacağım için kendimi şanslı hissediyordum. Ve 1 yılın sonunda gönül rahatlığı ile çok doğru bir firma ve modelle çalıştığımı söyleyebilirim. Araca alıştıkça neler yapabileceğini daha fazla görüyor ve her defasında doğada olmaktan çok daha fazla keyif alıyorsunuz…

Paylaşmak Güzeldir

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here